Kanat dağlarını açmış bir martı,
Dağı dağa çarptırarak uçuyor,
Yükseklere...
Kanat çırpışında,
Uyandırıyor delercesine,
Hırçın rüzgârı, uykusundan...
Farkında olmamakla beraber...
Ve sıra rüzgârın ötüşüne gelir.
Peltek bir ıslıkla çalar şarkısını...
O şarkıda gökler lisana gelir...
Ve hüzünle döktürür,
Gözyaşlarını bulutta,
Yollara sererek ıslak hırkasını...
Martı bu gözyaşlarında boğulur,
Uçarken bir aşkın uğrunda...
Bu aşk doğanın aşkıdır,
Esen deli rüzgâra...
Zamanla diner gözyaşları göklerin,
Teker teker, bulutlardan...
Ve götürmekte tüm gamını göklerin,
Tatlı tatlı, kısada olsa yavaşça...
Berrak bir pencere açılır derken,
Yeryüzüne doğru gökyüzünden...
Bu berraklıkta,
Tatlı bir esintiye geçer, hırçın rüzgâr...
Martı açtığı kanat dağlarını,
Yükseltir dağlardan daha dağlara...
Ardından güneş ılık bir sıcaklıkla,
Okşar aydınlattığı ovayı...
Muhteşem bir tablo çıkar bu manzarada,
Ve bir hamlede canlandırır tüm doğayı...
Son kez sunar güneş,
Göklerin efsanevi kızın fıkrasını...
Bu kız, rengârenk bir kuşak,
Nazlı ve cilveli...
Takar o güzelliğiyle, göğe halkasını...
Martılar, bu güzellikte çekilirler,
Bırakarak, o halkaya açtığı kanat dağlarını...
Belki de bu bırakmaları,
O güzelliğe, güzellik katsın diyedir...
Ve böylece bir gün daha biter, ,
Güneşin batmasına yakın vakitlerde...
Söyledikleri şarkının, bu son melodisidir...
Ve gökler böylece,
Doğacak, yeni bir güne bırakır
Bir başka Şarkısını...
|